Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları - page 77

75
bucaksızlığı, derinliği ve yüksekliğiyle de büyüktür.
Cemil Meriç her vesileyle konuşan, daha doğrusu
yüksek sesle düşünen insandı.
Düşüncelerinin bir
kısmını kâğıda geçirme imkânını buldu, bir kısmı
da su uçar yazı kalır misali, yazıya geçirilmeden
uçtu, bir kısmı ise hiç dışlaştırılamadan, karanlık
günlerinin ve gecelerinin ateş böcekleri olarak bir iki
parıldadı, sonra ebediyen söndü.
Gözlerini ilk kaybettiği zaman, geceleri kalkıp,
yazardı.
Yazdıklarını sabah bize okutmak isterdi, biz
bu üst üste binmiş satırları okuyamayınca da kızar,
kâğıtları buruşturur atardı.
Babamdan bana kalan en büyük alışkanlık
çalışkanlık ve ciddiyettir.
Babam hayatı ciddiye
alan bir insandı, ben de hayatı ciddiye alıyorum.
İlkokulda çalışkan bir öğrenci değildim. Babamla
ilişkim bu yıllarda oldukça gevşekti. Biraz çatık kaşlı,
öfkeli bir baba, ama bazen de neredeyse ‘laubali’
bir arkadaş. Mayası tutmamış bir ilişkiydi daha
çok. Okuyacağım kitapları seçtiğini sanmıyorum.
Sahaflarda bulduğu ucuz bir kitabı kızına hediye
eden bir baba. Orhan Veli’nin 2 ciltlik
La Fontaine
tercümesini,
Pardayanlar
’ı döne döne okudum, -önce
4 ciltti, sonra 10’a tamamlandı, ama artık eski zevki
vermiyordu.- Peyami Safa’nın
Yalnızız
’ını Refik
Halit’in
Nilgün
’ünü, gözlerini yeni kaybetmiş Cemil
Meriç’in kızının okudukları arasında hatırlıyorum.
Babamın gözleri görürken bize ilgisi daha azdı.
Gözlerini kaybettikten sonra bizim eğitimimizi
ciddiye almaya başladı. Belki sekreter yetiştirmek
için...
1...,67,68,69,70,71,72,73,74,75,76 78,79,80,81,82,83,84,85,86,87,...140
Powered by FlippingBook