Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları - page 65

63
İşte Cemil Meriç bu bocalamanın hikâyesini veriyor
bize ve bütün asarı bunu söyler, bu ızdırabı aktarır.
‘Umrandan Uygarlığa’
diye, adlandırdığı eserinde,
bir büyük irfan karşılığı medeniyetten bir ayak
medeniyetine, küçük trafik medeniyetine nasıl
düştüğümüzü anlatıyor temelde. Kitabın adında
ana fikri yazılıdır.
Cemil Meriç, batılı mıydı? Hiç sanmıyorum. Meriç
iyi Fransızca bilen bir doğulu idi, iyi bir doğulu idi.
Birmedreseli idi, medresenin çıkardığı güçlü insandı,
yani medreseye gitti manasına söylemiyorum, fakat
medresenin disiplini içinden çıkmış bir adamdı.
Bir kitap kurdu idi, hiçbir zaman ayağını hayata
basmadı, sokağa basmadı, dolayısıyla çamura
da basmadı. Daima kütüphanesinin içinde kaldı.
Daima büyük bir medeniyete büyük hayranlık
içinde oldu. Batı’yı da büyüklüğü ile tanırdı,
küçüklüğü ile reddederdi. Batı’yı büyüklüğü ile
tanırdı Hugo’suyla, Shakespeare’i ile Balzac’ı ile bir
ölçüde. Onun gözünde Batı bu idi. Ama bir de ayağa
düşmüş Batı vardır ki onun karşısına dikildi, son
zamanlarda hele, heybetle dikildi.
Bir muzdaripti, kendisi müstagrip diyor, garip
insan yani, gariplendirilmiş ama aynı zamanda
bir muzdaripti, muzdarip oluşu hep çevreye
bakışından, hep kaybolan bir kâinatın üzerine
yıkılışını hissetmekten ileri geliyordu.
Aynı zamanda bir kendi kendini yetiştirme şaheseri
idi, bir otodidakt idi. Öyle ki inanılmaz bir okuyuş
içinde, öylesine ki, göz denilen büyük nimetten
1...,55,56,57,58,59,60,61,62,63,64 66,67,68,69,70,71,72,73,74,75,...140
Powered by FlippingBook