Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları - page 10

8
Vehbi Bayhan
Batı toplumlarının ihtiyacı “dayanışma ruhunu” , İbni Haldun’un söylemiyle “asabiye”nin
(grup dayanışması) yeniden inşa edilmesi; Doğu toplumlarının ihtiyacı ise, katı ve kapalı
cemaat yapısından kurtulup “bireyselleşme” (ancak bireyci olmayan) oluşumu ile “cemiyet
“ yapısını tesisidir (Bayhan, 2002: 11).
Bu bağlamda Fukuyama’nın “Güven” (The Trust ) adlı eserinde ifade ettiği, “ailecilik” ide-
olojisi, otoriter bir devlet ile zayıf bir sivil toplumun nedeni olarak görülmektedir. Fuku-
yama’ya göre, bağımlı birey yaratan geleneksel aile değerleri, toplumun gelişmesine ve
insanların yaratıcılıklarına engel olmaktadır. Salt aile ve girift akrabalık ilişkilerinin sürmesi,
ekonomik kalkınmayı engellemektedir. Sadece ailesi ve akrabalarına güven duyan, dolayı-
sıyla hiç kimseye güven duymayan bireyler, gönüllü sivil beraberlikler kuramamaktadırlar.
Aile içi yardımlaşmanın ve çıkar bilincinin; mesleki görev duygusu, kolektif yaşama yöne-
lik sorumluluk gibi etik değerlerden önce geldiği ve üstün tutulduğu toplumlarda “nepo-
tizm” yani akrabaları kayırma ve gözetme toplumsal yapıya etkin olmaktadır (Fukuyama,
1996’dan aktaran; Vergin,1997:9). Aile, akraba, hemşehri, kabile, siyasi parti yandaşı, ide-
oloji ya da dinsel cemaat birlikteliği bütün sosyal ilişkileri belirlemektedir. Bu bağlamda,
Türkiye’nin toplumsal yapısında patronaj önemli bir unsurdur. Kıray’ın “patronaj teorisi”
Türkiye’nin sosyal yapısını anlamak için önemli bir katkı sunmaktadır. Kıray’a göre (1995),
kırsal alanda «ağalık patronajı (himayesi)’’ ile yaşayan bireyler, kente göç edince ağalık
patronajının yerini sırayla dönemsel olarak; ‘’hemşeri patronajı”, “siyasi parti patronajı” ve
“dinsel cemaat patronajı” almaktadır (Kıray, 1995: 64). Dolayısıyla, toplum tiplerinden “ce-
maat” yapısı sosyal değişme sürecinde farklı bağlamda yeniden üretilmektedir. Türkiye’de
kırsal alanda ağalık patronajı ile yaşayan bireyler, 1950 yılında başlayan tarımda makine-
leşme, karayollarının yapılması vb. unsurlarla kırsal alanda atıl kalınca kente göç etmeye
başlamıştır. Bu çerçevede Türkiye’de iç göç süreci 1950’lerde yoğun olarak başlar. Kentin
hazır olmayan sosyal altyapısında, öncelikle sosyolojik açıdan göç sürecinin kuralı olarak,
kente göç edenler hemşerilerinin oturduğu mahallelere yerleşirler. Hemşerilerinin himayesi
ile gecekondu yaparlar, iş bulurlar ve hayatlarını idame ettirirler. Bu süreci Türk sinema
yapıtları çok güzel analiz eder. Bir toplumu anlamak için sanat üretimlerine ve edebiyat
metinlerine bakmak sosyolojik açıdan önem taşır. Bu bağlamda, Kemal Sunal’ın oyna-
dığı filmler, Şener Şen’in canlandırdığı “Maho Ağa” ve “Züğürt Ağa” karakterleri kırsal
alandaki ağalık patronajını çok güzel ifade eder. Kente gelince ağalık himayesinin yerini
hemşeri patronajı almıştır. Türkiye’nin kentleşme sürecinde, “ gecekondulu kentleşme”
özgün bir modeldir. Kentin çevresindeki çeperde oluşan gecekondu mahalleleri ile kentin
merkezindeki ulaşımı sağlayan “minibüsler”, “arabesk” müziğin yayılmasında önemli araç
konumundadır. Kente göçen ancak ne kentli ne de köylü olabilen yani “arafta” kalan ge-
cekondulu halkın duygularına en iyi Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’in
şarkıları tercüman olmuştur. Gecekondu kültürünü en iyi anlatan sinema filmi de, 1978
yapımı yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı, senaryosunu Yavuz Turgul’un yazdığı, baş-
rolunü Türkan Şoray ve Bulut Aras’ın paylaştığı “Sultan” filmidir.
1,2,3,4,5,6,7,8,9 11,12,13,14,15,16,17,18,19,20,...216
Powered by FlippingBook